“Demografik İşgale”karşı mücadele bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın hakkıdır, meşrudur.

 

Düzensiz toplulukların Türkiye’ye karşı gerçekleştirdiği, açık yada gizli “Demografik İşgale”karşı mücadele bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın hakkıdır, meşrudur.

 

Ülkeler arasında nedeni ne olursa olsun gerçekleşen düzensiz topluluk göç hareketleri mültecilik olarak görülmemelidir. Mülteci, kendi ülkesinde ürettiği değerleri baskı gördüğü için fikir, sanat, düşünce vb üretemeyenlerin, başka ülkelere başvurması ve önceden belirlenen prosedürlerin gerçekleşmesi, kabulü ile oluşur. Bugün Türkiye’de Hukuki tanıma uyan resmi gerçek mülteci sayısı sadece 28’dir

 

Ülkemizde pek çok örnekte yaşadığımız, Uygur Türklerinin ülkelerinde baskı görüyoruz dedikleri halde ülkemize kabul edilmeyip geri gönderildiklerini biliyoruz. Uygur Türklerini bile kabul etmeyen, ülkelerine baskı göreceklerini bile bile geri gönderen AKP nin milyonlarca Suriyeli, Afgan ve farklı ülkelerden kaçağı ülkemize girmesine göz yumması uluslararası anlaşmalara aykırıdır.

 

Suriyeliler, Afganların toplu halde kendi ülkelerini bırakıp Türkiye’ye gelmelerinin uluslararası literatürde bir tanımı yoktur, yapılan şeyin tanımı bizce demografik işgal girişimidir. Dün gemileriyle İzmir’e, İstanbul’a, Antep’e, Maraş’a, Erzurum’a asker çıkarılarak gerçekleşen işgalle bugün silahsız güçler olarak görülebilecek topluluk hareketleri, göçleri ile işgal aynı anlamı taşır. Kendi ülkelerini terk edenlerin ülkelerinde bıraktığı boşluğun da hukuki olarak tanımlanması gerekir.

 

Niyeti nasıl gösterilirse gösterilsin her tür işgale, hukuk dışı girişime karşı mücadele meşrudur, elzemdir. Emperyalist güçlerin bölge planlarına bağlı olarak sömürülen, fakir bıraktırılan bölge ülkelerinin vatandaşları bu planlara bağlı olarak kendi ülkelerinden her ne hikmetse sadece Türkiye’ye yönlendiriliyorlar. 

 

Afganistan’dan gelip İran’ı yasadışı olarak geçen kitleler, güya ABD düşmanı bu ülkenin topraklarında belki ABD lojistik desteği ile kitleler halinde ülkemize gelmeye, düzensiz göçü, işgal hareketine döndürmeye devam ediyorlar. 

 

Suriyelilerin ülkemize kitleler halinde gelmesine neden olan silahlı iç savaşın taraflarından birinin İran olması da, Afganlıların İran topraklarından geçişine İran’ın neden izin verdiği konusunda fikir verebilir. Görünüşte ABD düşmanı olan İran el altından bölgede ülkemiz aleyhine olacak girişimlerde her zaman emperyalizmle birlikte hareket ediyor.

 

Bugüne kadar uluslararası literatüre girmeyen bir yeni tanımla karşı karşıyayız. Ülkemize gelen yabancılar mülteci, göçmen sığınmacı değildir. Açıkça, sınırlarımızı yasadışı yolla geçerek, sınırlarımızı ihlal eden topluluklardır. Sınırlarımızı yasadışı yolla geçen bu topluluklara, gerekli yasal prosedür neden uygulanmıyor, onları bir arada tutacak kamplar yapılmıyor? AKP ye, ülkeyi yönetenlere herkesin sorması gereken  soruların başında bu geliyor.

 

 ABD ve AB ye sırtını dayayıp solculuk, medyacılık yapanlar bu işgal hareketlerindeki çiğnenen ulusal haklarımızı, yasaları, devletler arası sözleşmeleri görmezden gelip, konuyu işgal edenlerin masumiyeti üzerine kuruyor. Bu son derece yanlış ve tehlikelidir. Konu insani duyarlıktan öte, devletin, milletin geleceğini ilgilendirmektedir. 

 

Her insanın yaşama haklarına duyarlı, saygılıyız. Bu bazı ülkelerin vatandaşlarının büyük topluluklar halinde ülkemize getirilmesine, şehir ve kasabalarımıza yayılmalarına sessiz kalmamıza engel değildir. AB ve ABD kendi ülkelerinde görmeye bile tahammül edemedikleri düzensiz sığınmacılar için ülkemizi adres göstermeye devam ediyor. İnsani duyarlılıktan söz edenlerin, adı geçen toplulukları kendi ülkelerine almaya davet ediyoruz.

 

Mücadelemiz meşrudur, her tür demografik işgal geleceğimizi tehdit etmektedir.

Her sığınmacı, sanayinin ucuz işgücü olarak görüldüğünden, kendi topraklarımızda haklarını alamadan, rekabetten dolayı işlerini kaybeden milyonlar anlamına geliyor bu. Kendi vatandaşımız işinden, sosyal haklarından olurken bir başka ülkenin insanı da sömürü aracı haline getiriliyor. Sanayicinin ucuz iş gücü hayalinin çözümü bu olmamalıdır.

 

Hiç bir gelişmiş ülke, dışarıdan gelenlere sorgusuz sualsiz iş vererek kendi vatandaşına bu zulmü yapmaz, işsiz, sosyal güvencesiz bırakmaz. Ucuz işgücü sanayiye katkı veriyor demek büyük yalan aldatmacadır. Tersine ülkemizin ekonomik sıkıntılarını artırıyor, işsizliğin artmasıyla büyük sosyal sorunlara neden oluyor. 

 

Bizim mücadele ettiğimiz şey, evrensel insan haklarının, yasa ve anayasaların her yönüyle uygulanması amacını taşımaktadır. Düzensiz topluluklara bakış açımız hem ülkemiz ve halkımız, hem de başka ülkelerden emperyalist planlarla ülkemize taşınan yabancılar içindir. Biz emeğin her alanda sömürülmesine, insanın yaşadıkları topraklarından sürülmesine karşıyız ve her zaman karşı olacağız.

 

Düzensiz toplulukların ülkemizin her yanına dağılmasının durdurulması, güvenli kamp alanları oluşturularak çözüm bulunana ve ülkelerine dönene kadar oralarda tutulmalarını zorunlu görüyoruz. Ülkemizde bir tek yasadışı sığınmacı kalmayana kadar hukuki ve insani mücadelemiz sürecektir. Suriye, Afganistan ve farklı ülke vatandaşlarının kendi ülkelerinde, topraklarında yaşamaları onların da insani evrensel hakkı olduğunu düşünüyor, savunuyoruz.

 

Ülkemize gelen düzensiz topluluklara AB kapılarını açarak, Avrupa ülkelerine gönderilmesi için kararlıyız. İnsani duyarlılıktan söz eden 20 Avrupa ülkesi 200 er bin sığınmacıyı alırsa sorun kökünden çözülür. Toplulukların Avrupa’ya da dağılması, ulaşması, sorunun ortaklaşa paydaşlıkla çözümü için her yolu deneyecek, mücadele edeceğiz

 

Seçimlerde halkımızın bize iktidar olma hakkı tanıması halinde ülkemizi demografik işgalden kurtaracak, her ülke vatandaşını ya ülkesine yada AB, ABD ye göndereceğiz. Ülkemizin kısıtlı kaynaklarının başka ülke vatandaşlarına harcanmasına asla müsaade etmeyeceğimiz gibi, başka ülke vatandaşlarının emeklerinin sömürülmesine de izin vermeyeceğiz.

 

Ülkenin her yanında demografik işgale karşı milli mücadele ışıklarının yanmasını, topluluklar oluşmasını istiyoruz. Vatandaşlarımızın insani ve sosyal haklarını yasadışı yollarla gelenlerin almalarına izin verilmeyeceğini ilan ediyoruz. 

 

İnsani görüşlerin ardına sığınarak emperyalistlerin bekçiliğini yapan AKP ve foncu, yandaş, işbirlikçi tüm kurumlarla siyasi mücadele meşrudur. Bu topraklar üzerinde savaşarak kazandığımız özgürlük, yaşama ve çalışma haklarının vatandaşlarımızın elinden alınmasına izin vermeyeceğiz.

 

Bu planların sahibi emperyalistler ve ülkemizdeki işbirlikçileri ile meşru yollarla mücadelemiz sürecek, bu konuyu ülkemizin her yanında halkımıza anlatmaya devam edeceğiz.

 

Her insan kendi ülkesinde, topraklarında yaşamayı hak eder, bu hakkı korumaları, geliştirmeleri için bayrak açacağız. Ülkesine geri dönme imkanı olmayanları da AB ve ABD vb gelişmiş ülkelerce ortaklaşa sorumluluk almaları için gereken bütün girişimleri gerçekleştireceğiz.

 

1967 New York Protokolü yeniden gözden geçirilmelidir. Türkiye  Sözleşmeye coğrafi kısıtlama ile imzalamış,, Avrupa ülkeleri dışından gelen sığınmacılara mülteci statüsü tanımayacağını beyan etmiştir. Bu sözleşme hükümlerine göre mülteci statüsü taşıyan kişileri “sığınmacı” olarak tanımlamakta ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilene dek geçici koruma sağlamaktadır. AKP nin geçici koruma sağlanan toplulukları üçüncü bir ülkeye yerleştirmemek için para karşılığı anlaşma yapması bu sözleşmeye aykırıdır.

 

Türkiye bölgesi itibariyle bir transit ülke iken daha sonra hedef ülke haline getirildi. Bu 19 yıllık AKP iktidarının ve muhalefetin yanlış ve tutarsız dış politikalarının sonucudur.

 

Bu vatan üzerinde yaşayanların, emek verip kan dökenlerin hakkıdır, bu hakların kullanımı hiç bir nedenle başkalarına devredilemez.

 

Gelişim ve Demokrasi Partisi

Merkez Yönetim Kurulu

 6,925 toplam okunma,  1 bugün okunma