1923 Devrimleri ile emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine haddini bildirdiğimizde, bu savaşın bitmediğini Atatürk pek çok kez söylemiştir. Savaş, artık açık silahlı güçlerce değil siyasi ve ekonomik alanlar başta olmak üzere her alanda sürmeye devam etmektedir.

 

Yeni kurulan cumhuriyetin kurucu değerlerini oluşturan her şey 1923 – 1938 arasında gerçekleşen siyasi, ekonomik, askeri olmak üzere her alanda devleti demokrasiye uygun şekilde yeniden yapılandırmıştır.Bunun sonucu olarak ta, devlette demokrasiyi yerleştirecek siyasal yaşamın organizasyonu için de siyasi partilerin kurulması denenmiş, bazı denemelerle 1938 e kadar tam gerçekleşememiştir.

 

Atatürk yaşarken pek çok kez gerçekleşen karşı devrim, suikast girişimleri ile hem kurucumuz Atatürk’e hem de bağımsız Türkiye Cumhuriyeti hedef alınmış, bu yolda emperyalizm, elindeki bütün silahları hunharca kullanmıştır.

 

Yeni ve genç cumhuriyet, kurucusuna halkın duyduğu güvenle kısa sürede kurumsal varlığını yıkılamayacak devlet yapısına dönüştürmeyi başarabilmiştir. Bölgede bağımsız bir devletin varlığından rahatsız güçler, vazgeçmemiş, gerek CHP içinde gerekse de sonradan Demokrat Parti’nin kuruluşunda yer alarak cumhuriyetin temelini oluşturan değerleri yok etmek için çalışmışlardır.

 

Devletin millet için var olduğu, milletin iradesinin mecliste temsil edildiği cumhuriyet bütün mazlum uluslar için kurtuluş örneği olmuş, pek çok ulus kurtuluşu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu değerlerini kendi ülkeleri için ışık ve yol haritası kabul etmişlerdir.

 

Demokrat Parti ile başlayıp 2002 de AKP ile devam eden iktidarlar dönemi aynı zamanda emperyalizmin cumhuriyetimizin bağımsızlığını ortandan kaldırma ve kurucu değerleri, temellerini yok etme dönemleridir. Bunun için attıkları ilk adım, ekonomimizin üreten ekonomiden tüketen, ithalat ekonomisine evrilmesidir.

 

İkinci adım siyasi olarak ABD ye göbeğinden bağlı siyasi bir yaşam, demokrasiyi milletimize çok gören, anayasal haklarını, özgürlüklerini kısıtlayan uygulamalardır. Bütün güçleri merkezi yapıda toplayıp, milletin kendisini yönetmesinin önüne geçilerek, seçimler ve meclis sembolik hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Devletin demokrasinin işlemesini sağlayan yapıdan, karanlık ilişkilerle, derin yapıların, emperyalist uşakların hizmetinde, egemenlerin baskı aracı haline getirilmiştir.  AKP nin iktidar olduğu dönemde fetö alçaklığı aracılığı ile ordumuzun zayıflatılması, devlet kurumlarına güvenin azaltılması sağlanmış ,en son da 15 Temmuz alçaklığı ile devletin baskıcı tek adam rejimine dönüşümüne imza atılmıştır.

 

2002 den bu güne AKP nin iktidar döneminde yaşadıklarımız, cumhuriyetimizin, kurucu değerlerimizin, Atatürk isminin açık saldırı altında olduğu, Türk vatandaşıyım demenin bile suça dönüştürüldüğü bir dönem haline gelmiştir.

Bunlarla devlette dönüşümü hala gerçekleştiremeyenler, anayasa, yasaların değişimi ile yetinmeden, başta orman varlıklarımız olmak üzere, yok edilmesine karşı yeterli özeni göstermeyerek, doğayı rant için yok ederek yağma düzeni haline gelmiştir.

 

Son felaketler, yağma düzeninin, beceriksizliğin, devleti harekete geçiremeyecek hale getirmenin önemli ölçüde başarıldığının göstergesidir. Felaketlere karşı 99 depreminde verdiğimiz sivil uyanış ve tepkiden bile rahatsız olanlar, AKUT la mücadele yolunu seçerek, yerinde devlet denetiminde AFAD ı kurdular.

 

Kızılay’ı siyasetin arka bahçesi haline getirerek, felaketlerdeki dinamizmini, müdahale hızını yok ederek, kaynaklarını çarçur edip, her felakette 10 TL SMS le para isteyen kurum düzeyine düşürdüler. Sivil toplumun uyanışını, felaketlerde müdahale etme hızını da tehdit, yasaklarla yok etmeyi hedeflediler. Gezi’de bastıramadıkları doğayı, çevreyi koruyan sivil duyarlılığı türlü çeşitli yollarla bugün de yok etmeye devam ediyorlar.

 

Emperyalizmin stratejileri doğrultusunda Irak savaşıyla başlayan bölgesel çatışmalarda, Irak perişan edilmiş, Suriye üzerinden oynanan oyunlarla da ortaya devasa yönetimsel sorunlar çıkarılmıştır. Suriye’de muhalif gruplara AKP yi destek verdirerek, ülkemiz komşu bir ülkenin içişlerine müdahale eder duruma düşürülmüştür.

 

Yakın dönemde ABD emperyalizminin temsilcisi, işbirlikçisi silahlı grupları da bir orduya dönüştürme çabaları sürmektedir. Bütün bu çabaların ana hedefi ülkemizi her yandan kuşatarak, cumhuriyeti tümüyle yok ederek, ülkemizde de bölge ülkelerine benzer mezhepsel ve toplumsal sınıfları, etnik farklılığı olan toplulukları savaştırmaktır.

 

Yasadışı yollarla gerçekleştirdikleri toplu göçlerle bugün ülkemiz 5 milyonun üzerinde Suriyeli başta olmak üzere yabancıların istilası ile karşı karşıyadır. Bu her iki ülkenin demografik yapısını aynı anda bozmakta, çökertmektedir. AKP yi bu hedeflerini gerçekleştirmek için görevlendirenler, yasadışı olarak sığınmacı topluluklarına kaynak aktarmakta, Avrupa’ya geçişlerine izin vermemektedir.

 

Bu gelişmelerin beklenen sonucu, örgütlenen, hazır hale gelen topluluklarla inanç, kökenlere dayalı yerel çatışmalarla ülkemizi bir iç savaşa götürmektir. Bir Irak, Suriye, Afganistan olmamızla aramızdaki tek engel bu topraklarda yaşayanların sağduyusudur. Bu sağduyu bizim bu planları bozmakta dayanacağımız tek temeldir.

 

Bunu başaramaz isek, herkes şunu bilmeli ki, gelecek on yılda ülkemizi ciddi iç kavgalara, kana, gözyaşına boğulacak şekilde bir dönem beklemektedir. 12 Eylül öncesi yaşananlardan çok daha tehlikeli çatışmalar, kavgalar 1923 de kurulan cumhuriyetimizin sonunu getirecek, ülkemiz, mezhepçi, etnikçi grupların parçalanmış yönetimlerine dönüşecektir.

 

Bunu önleyebilir miyiz?

Önleyebiliriz. Yeni bir milli mücadele ruhunu devreye sokarak, bunun emperyalizme karşı meşru bir mücadele olduğu bilincini yayarak ve siyasi mücadelemizi geliştirerek yapabiliriz. Öncelikle sandıkta kazanacak bir parti ve ittifak oluşturmamız zorunludur. Bugün mecliste kendisine millet ittifakı denen yapının, AKP nin sac ayağı olduğunu, AKP iktidarının bir türevini 20 yıl daha başımıza musallat etmek için çalıştığını herkese anlatmalıyız.

 

Kurucu değerleri savunan parti, hareketi, STK lar ve bireyleri, mücadelenin ortak bir zemininde, bir ittifakta toplamak elzemdir. Tüm yurtseverler, sağcı solcu demeden emperyalizme karşı bugün birlik olmaya davet ediyoruz.. ABD kontrolündeki orduların ne hale geldiğini en son Afaganistan’da, Taliban karşısında gördük.Ordumuzu da en hızlı şekilde milli bir orduya yakışacak şekilde yeniden revize etmeliyiz.

 

Devlet kurumlarını yeniden milletin kurumları haline getirecek, demokrasiyi inşa edecek parlamenter rejime dönmeliyiz. Valilileri yeniden devletin ve herkesin valisi haline getirmeli, AKP nin valisi olmaktan çıkarmalıyız. Yerel yönetimleri, sivil toplumun hareket kabiliyetini geliştirmeliyiz.

 

Bunları kimseyi korkutmak için söylemiyoruz. GDP olarak biz üstümüze düşenleri yapmak için hazırlanıyoruz, buna hazırlanan yeni veya eski tüm partilerle amasız şekilde bir ittifakta yer alırız. Bu ittifakta her vatansever, Atatürk’ü seven herkesin yer alması, işbirlikçi parti ve yapılardan uzak durması geleceğimiz için zorunludur.

 

Bir kez daha milli güçlerin, emperyalizmin oyunlarına karşı mücadeleyi kazanacağına inancımız tamdır. 1923 Işığımızdır, o ışığı yeniden yakmak, parlatmak da boynumuzun borcudur.

 

Hepinizi bu mücadelede birliğe, ortak bir zeminde bulunmaya davet ediyorum. Hepimiz Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı Türk kimliğimizle gurur duyan vatandaşlarız, bu birliği sonsuza kadar koruyacağımıza yemin ediyoruz.

 

Özlem Ağırman

GDP Genel Başkanı

“Yarının Kadın İktidarı”

 131 toplam okunma,  1 bugün okunma

Previous PostNext Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir